Elbet bir bildiği var bu çocukların…

ahmet atakanAntakya: Bir can daha gitti. Antakya halkı, daha yitirdiği canların hesabını soruyordu ki bir evladını daha şehit verdi.

Alnı dik gömdü oğlunu halk, daha ayrılmadan mezarlıktan; hesabını soracağına yemin etti giden canlarının, mezarı başında Ahmet’in. Ailesi, katilinin polis olduğunu defalarca vurgulayarak, bağrına bastı diğer “çocuklarını”. Hemen o gün, Ahmet’in çok sevdiği Armutlu mahallesinde buluşmak üzere ayrıldı Ahmet’in sevenleri.

Kim sevmiyordu ki Ahmet’i! Çevresi oldukça geniş, yaşam doluydu. Çekmecespor’da oynamıştı, herkes tanıyordu onu. Fenerbahçeliydi.

Suriye’deki savaş için endişeleniyordu. Suriye’nin işgal edilmesine karşıydı.

Yaşam doluydu, hayata biçtiği bir anlam vardı. Dert ediyordu kendine toplumsal olayları. O da direnişin en başından beri Sevgi Direniş Parkı’nda ve mahalledeydi. Politikaya ilgisi oldukça büyüktü ve Halkevi üyesiydi.

Ali İsmail’in katillerinin bulunması için yapılan hemen hemen tüm eylemlerde büyük sorumluluklar alıyor, her şeye rağmen hiç umutsuzluğa düşmezdi Ahmet. Dezavantajlı durumu avantaja çevirmenin yollarını arardı.

 

Acıya alışılmaz!

“Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa

gecenin gerilmiş karnını bu saatte

acı tükenip bitmiştir orada artık

çırılçıplaktır tarihin bu sayfası

Bu kent öldürüldü diyorlar

kurşuna dizildi bir gece yarısı” diyor ya Ahmet Telli, ne de iyi tarif ediyor halkın hislerini!

Bunu hissedip bunu söyledi dün gece Antakya halkı!

Ahmet’in ardından, genç yaşlı herkes dikildi karşısına polisin. Yürümek istediler, saldırdı devlet. Biliyorlardı saldıracağını elbet. Zaten hep böyle olmamış mıydı? İki senedir her taleplerine saldırı olmamış mıydı?

Ellerinde taşlarla cevap verdi halk. Bu kez taş atan “çocuklar” değil; anneler, babalardı çocuklarının yanında. Bir taş atıyor, bir yemin ediyorlardı anadillerinde: “Canımız, kanımız feda sana ey Ahmet”.

Barikatın alevi evlerden getirilen eşyalarla harlanırken; Giden “iyi çocukların” isimleri yükseliyordu göğe, hep bir ağızdan. “Burada” diye cevaplanıyordu her isim. Elbette buradalardı! Havai fişekler, direnişin patlama noktasıydı adeta.

Suriye’de kimyasal silah kabul edilemez diyen T.C; üzerinde hiçbir bilgilendirme ya da uyarı bulunmayan kimyasal gaz kapsülleriyle canına kast ediyordu halkın. Kanıksanmıyordu, duyarsızlaşılmıyordu bu duruma; patlayan her ses bombasıyla çığ gibi büyüyordu gözyaşlarının öfkesi. Kimin gözüne baksak, acı ve öfkeyi bir arada görüyorduk.

antaakya gezi şehidi ahmet atakan

Ahmet’in katili polis!

Gece boyu direniş sürerken, bir tartışma da devam ediyordu halkın arasında. Yerel bir basın kuruluşunun paylaştığı videoda, Ahmet’in bir binanın belirsiz bir katından düşerek öldüğü iddia ediliyordu. Halk kızıyordu bu tartışmaya; çünkü emindi Ahmet’in katilinin polis şiddeti olduğuna. Meselenin, dezenforme edilmeden ele alınmasını istiyorlardı. Direnişteydi Ahmet ve polis sabaha karşı halka azgınca saldırıyordu.

 

Katiller, suçu direnişçilere yıkmak istiyor!

Gece boyunca mahalleye giremedi polis. İntikamını arabaların, dükkânların içine gaz atarak almaya çalıştı. Mahallede ulaşamadığı için tenha noktalarda yakaladığı gençlere işkence yaptı. Valiliğin civarında Ata köprüsünde Ahmet’in arkadaşları olan direnişçilerin çantasını arayarak, GBT sorgusunu yaptı. Ardından da, Ahmet’in arkadaşlarına; “Ahmet’i siz mi attınız damdan?” diye sorarak, bildik senaryoyu hazırlamaya çalıştı. “Ali İsmail’i arkadaşları öldürdü” diyen devlet, aynısını Ahmet’in arkadaşları için söylerse şaşırmaz artık bu bizi.

Bu gün de şehrin birçok noktasında kimlik kontrolü başlatarak, halka gözdağı vermeye çalışıyor. Akşam tekrar eylem olur mu bilinmez fakat bu halkın öfkesi, artık dinmeyecek.

 

… kolay değil öyle genç ölmek!

 

 

YDG son sayılar-Arşiv

ydg sayı 183